4 Haziran 2014 Çarşamba

Vahiy Diliyle Allah

Vahiy Diliyle Allah


Doç. Dr. Fahreddin Yıldız

2001 – Nisan, Sayı: 182, Sayfa: 036

“…İşte Rabb’iniz Allah budur; hükümranlık Onundur, Ondan başka ilah yoktur. Buna rağmen hakikati nasıl göz ardı edersiniz?” (Zümer 39/16)

Kuran’ın temel hedeflerinden biri de, insanlara Rab’lerini tanıtmaktır.1 Çünkü Allah’ı tanıyıp Ona yakın olan kimse, bu yakınlığı sebebiyle hem dünyada hem de ahirette mutlu olur.


Kuran’da yer alan çok sayıda ayet, insanlara Allah’ı tanıtır.2 Ancak O, en özlü biçimde İhlas suresinde anlatılır. Bu surede, Allah konusunda olanı kapsayan, olmaması gerekeni ise dışlayan bir tarif yer alır. Bunun için anılan surenin Kuran bünyesindeki yeri ve yüksek değeri, Hz.Peygamber tarafından şöyle dile getirilmiştir: “İhlas suresi, Kuran’ın üçte birine denktir.”3 Yine Peygamber(as), tevhid vecizesi olan bu sureyi okumayı seven kişinin, Allah tarafından sevileceğini ve bu sevginin o kişiyi cennete götüreceğini müjdelemiştir.4


Kaynaklarda, İhlas suresinin inişine, müşriklerin5 Hz.Peygamberden Allah’ı kendilerine tavsif etmesini istemelerinin ve tevhide aykırı sözlerinin sebep olduğu belirtilir. Rivayete göre müşrikler, Hz.Peygambere gelip ondan Allah’ın soyunu açıklamasını isterler. Bunun üzerine: “De ki: O Allah(dır), bir(tek)dir. Allah, samed(bütün varlığın asıl sebebi)dir. Doğurmadı ve doğurulmadı; Onun hiçbir dengi de olmadı.” anlamındaki ayetlerden oluşan İhlas suresi iner.6


Surenin ilk ayetinde, Allah anlatılır ve insanlara tanıtılır. “Rabb’in nasıldır, bize anlat?” sorusuna muhatap olan Peygamber(as)’den, bu soruyu “bilmek istediğiniz Rabb, yeni bir ilah değil, ezelde ve lâyezelde hep bir olan Allah’tır.” şeklinde cevaplaması istenir. Demek ki O Rabb, özel ismi ve kendine özgü sıfatlarıyla tanıtılan Allah’tır. Birinci ayetin sonunda yer alan Ehad ismi “eşi ve benzeri olmayan bir tek Allah” anlamına gelir. Kuran’ın tamamında sadece bu ayette doğrudan doğruya Allah’ı niteler.7 Bunun için ayetteki Ehad, diğer eş anlamlı sıfatların önüne geçirilerek Allah lafzının asli sıfatı olarak kullanılmıştır.


Kuran vahyinin inmeye başladığı dönemlerde müşrikler, Allah’ın varlığına inansalar da Onun ulûhiyyette birliğini tanımıyorlardı. Bundan dolayı da çeşitli dilek ve ihtiyaçlarını, değişik değişik tanrılardan istiyorlardı. İşte bu yüzden İhlas suresinin ilk âyetinde Allah’ın bir olduğu bildirilmiş; fakat “bu kadar çok ve çeşitli ihtiyaçlara bir tek Allah nasıl yetişir?” şeklinde hatıra gelebilecek bir tereddüdü gidermek için de surenin ikinci ayetinde, Allah’ın Samed olduğu dile getirilmiştir.


Kuran’ın tamamında sadece bir kere (bu ayette) geçen ve Allah’ı niteleyen Samed ismi, “her hususta kendisine başvurulan, kimseye muhtaç olmayan, fakat herkesin kendisine muhtaç olduğu Allah” anlamına gelir. Her şey Allah’a muhtaçtır; herkes kendisine yöneldiği halde kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan sadece Allah’tır. Şu halde Samed, Allah’ın eksiği ve ihtiyacı olmadığını, aksine Onun ihtiyaçların karşılanmasında son merci olduğunu ifade eden bir isimdir. Çünkü bu sözde, bir tamlık ve eksiksizlik anlamı vardır.8 Bunun için Samed ismi, mevcut olan her şeyin Allah’a bağımlı olduğunu, herkesin Ona yöneleceği ve döneceği mesajını vermektedir.


Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığına göre O, üremeye de ihtiyaç duymaz. İşte bu yüzden İhlas suresinin üçüncü ayetinde, Allah’ın oğul olmadığı gibi, Onun evladının da bulunmadığı bildirilir. Allah ne baba ne de oğuldur. O, herhangi bir yolla üremiş de değildir. Onun varlığının cinsi, benzeri ve nev’i yoktur. Bunun için Allah’a çocuk veya babalık isnad edilemez. Çünkü Allah, ancak yaratılmışlara yakıştırılabilecek vasıflardan ve her türlü eksiklikten münezzehtir.


Allah’ın bir evlat edinebileceği fikri, baba ile oğul arasında bir mahiyet benzerliğini öngörür. Halbuki Allah, her bakımdan eşsiz ve benzersizdir. İşte bu gerçeği vurgulamak için İhlas suresinin dördüncü ayetinde, yaratılanların çokluğuna rağmen Yaratıcı’nın tek ve benzersiz olduğu belirtilmiştir. Öyleyse Allah benzersizdir; hiçbir şey Ona benzemez ve denk tutulamaz. Bu yüzden Onunla ne zıtlaşacak ne de birleşecek şekilde hiçbir eş, ortak veya rakip olamaz.


Tevhid gerçeğinin talim ve telkin edildiği İhlas suresinde, İslam’ın Allah inancına ilişkin bilgiler en veciz biçimde sunulur. Önce Allah’ın birliği temel ilke olarak bildirilir; daha sonra uluhiyyetin manası açıklanır. Allah hakkında caiz olanlar ve olmayanlar açıkça dile getirilerek sûre tamamlanır. Bu bağlamda müşriklerin Allah için kullandıkları “Allah’ın kızları” Yahudi ve Hristiyanların da Üzeyir ve İsa hakkında kullandıkları “Allah’ın oğlu” ifadeleri reddedilir. Allah tek ilahtır. Fakat O, herhangi bir fert değildir. Bunlar tamamen birbirinden farklı şeylerdir.


Kuran’da, Allah’ın tabiatına dair uzun nazari tartışmalara yer verilmez. Aksine Allah, her türlü kapalılıktan uzak, kısa, sade ve açık ifadelerle tanıtılır. Bunun en güzel örneğini ise, İhlas suresi oluşturur. Kuran’a göre Allah vardır ve birdir. O, lütuf sahibidir; her şeye sahip ve kadirdir. Allah’ın her şeye kadir olması, öncelikle yaratma gücünde tezahür eder. Çünkü O, bir şeyin olmasını istediğinde ona sadece “ol” der o da oluverir.9 Ayrıca Allah’ın yaratması sürekli olduğundan Onun yaratma fiili şu anda da devam etmektedir.10


Allah yüceler yücesidir ve mümkün olan her türlü mükemmelliğin üstündedir. Ama O, aynı zamanda bu mükemmellik olgusunun her noktasında hazır ve nazırdır. Yani Allah hem aşkın (muteal), hem yakın hem de yetkindir (Kadîr). Çünkü evrende olup bitenler, Onun aşkınlığı kadar yakınlığını ve yetkinliğini de gözler önüne sermektedir.11 Bu yüzden Kuran’ın Allah hakkındaki ifadeleri, işlevsel bir muhtevaya ve insan zihninde ahlaki değerler üretici bir niteliğe sahiptir.


Vahiy geleneği içerisinde bir Allah fikri her zaman yer almış ve dile getirilmiştir. Kuran da bu evrensel gerçekliği pekiştirmiştir. Ancak zaman içerisinde bu temel teolojide belli sapmalara yol açan gelişmeler yaşanmıştır. Bunun için Kuran, tevhid inancını hem dini gelenekte yerleşmiş kavramları tekrarlayarak hem de kendi belirleyici ifadelerini kullanarak son derece özlü ve açık olarak anlatmıştır. Öyleyse Allah Kuran’ın tarif ettiği gibidir. Allah’ı Kuran’ın anlattığı ve tanıttığı gibi kabul etmek, İslam’ın temel tezi olan tevhidin tasdik edilmesi anlamına gelir.


Sonuç olarak denebilir ki doğru iman, bir bakıma bu varlık aleminin asıl sahibinin Allah olduğunun farkına varmaktır. Böyle bir imanın ilk sonucu da, Allah ile diğer varlıklar arasında hiçbir ortaklığın olmadığını anlamaktır. Bilgi ve imanda bu seviyeye ulaşan kişi, Allah’ı Allah, insanı da insan olarak tanır. ,


2952070-kuran-i-kerim-640x360


Dipnotlar : 1. Bkz. A’raf 7/54-57 vb. 2. Bkz. Bakara 2/255; Haşr 59/22-24 vb. 3. Bkz. Buhari, Fedailu’l Kuran, 13; Ebu Davud, Vitr, 18 4. Bkz. Buhari, Tevhid, 1; Salât, 106 5. Bazı rivayetlere göre “Yahudi ve Hristiyanların” (bk. Camiu’l Beyân, XXX, 221) 6. Bkz. İbn-i Kesir, Tefsir’ul Kurani’l Azim, VII, 403 7. Beled 90/5 ve 7.ayetlerinde ise dolaylı- olarak Allah’ı nitelediği düşünülebilir. 8.Bkz, İbn Manzur, Lisanu’l Arab, III, 258-259 9. Bkz. Ğafir 40/68 vb 10. Bkz. Rahman 55/29 11.Bkz Bakara 2/186;Zuhruf 43/84-85; Kâf 50/16 vb.



Vahiy Diliyle Allah

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder